Konuşma – Hale Koray

– admin

‘Sabra inan’ dedi çopur ihtiyar
‘Düzlüğe taşıyacak seni bır gün kanatlarında.
Herkesten gizlediğin bir gecede, yurdunun
gelincik tarlalarında
sırtüstü, akasya ağacından sapanınla,
yıldızları vuracaksın’
‘sevenim de olacak mı?
O’nun sevdiği gibi, usul dudakları
döşümdeki bıçak izinde dolaşan,
kalbi, kalbim attıkça atan,
göğsü vatan,
benim gibi yurtsuza.’

Korkusuz Uçurtma – Hale Koray

– admin

Bir soluk ötesi sonzsuzluk,
bir adım ilerisi özgürlük
hilafsız, katıksız

Avucumun içine aldım seni.
ölüm
Saldım, uçurdum seni
İçime doldu rüzgarın.
Kuyruğunda uçurtmanın
süzüldü evrenin bulutları arasından
korkum,

Şimdi sormanın alemi ne
“Niye? ”
Tek bir tüy kaldı ellerimde
Maat’in büyüsünden
geriye.

Nadas – Hale Koray

– admin

Sevdanın mumu yatsıda söner.
Sönecek.
Doyan açlık gibi
ansızın
isimsiz bir doyumla
kuralsız bır oyunla
görünmez ellerle
kapkara bır kerpetenle
sökülen yürekten
pastoral sesler bekleme!
Beklemeyin kuş sesleri arı vızları
peygamber çiçekleri üzerinde
ses verir yerine. Bir konçertodur
yanılsamalar.
Korku birinci keman, bas bariton bir çello,
Ay geçer, yıl erişir.
Nadasa kalır acılar
o esrik tarlada.
Bir de ölü bir kuzgunun,
siyahta unutulan telekleri.
‘Burada bir zamanlar hayat vardı’
gibi duran. Öylece sessizce.

Ölüm Haberin – Hale Koray

– admin

Cırmağı demirden
Yırtıcı kuşu Gurbetin
Ölüm haberleridir gelen
Takıntı bir kederle
Denizaşırı bir ses,
Havalanır öbür ucundan
Telefon tellerinin
“Herhalde duymuşsundur, geçen gün…
Çok üzüleceksin ama…
Zaten tekliyordu biliyorsun
Ani oldu, çok çekmedi neyse
Oysa buluşacaktık akşama..”

Ölüm haberi hiç ölmez bellediklerinizin
Vurgun yemiş sünger avcısına tahvil eder sizi
Bir kavşaktasınız ışıklar kırmızı
Ağaçsınız
Yıldırım çarpar
Dallarınız kurur
Çekilir özsularınız

Bugün, yarın, herhangi bir gün
O ses senin için arayacaktır beni
Seninkinden önce dürmemişlerse döşeğimi
“Ah sorma hiç beklemiyorduk
İnanamıyorum O da gitti sonunda
Daha bir gün önce içiyorduk
Senden söz ettiydik arada”

Ve ben susacağım lamıcimi yok
Susacağım kıyamet gibi
Düşünerek Rumelihisar sırtlarındaki günü
Kardeşpayı ölmeye karar verdiğimiz
Köprüden mi atlasak, siyanür mü
Birden evdeki sübyanı hatırlayarak
öfkeyle basıp gittiğimiz

Bunları ve başka şeyleri
Düşünüp susarak, susup düşünerek
Çok, çok ürkeceğim
Ve Metro’ya giderken o sabah
Japon bahçelerinin ordan
Çok sevdiğim çakıllı yoldan
Geçmeyeceğim
Altın hızma türküsünü söyleyerek.

Şairin Sözlüğü – Hale Koray

– admin

Yemek seçen huysuz çocuklar gibi
Sözcük seçerim, elimde değil
‘ Gömüt’ ü ‘ mezar’ a yeğlerim
İletmiyor çünkü anlamdaki zulmeti
Giderken sorsa yolda biri
‘ Hayrola, nereye böyle? ‘
‘ Oğlumun gömütüne salkımsöğüt dikmeye’
Çıkarıp vermez mendilini.
‘Aşk’ ı ‘ sevi’ ye yeğlerim
İletiyor varoluşun burgacını
Kimliği belirsiz bir sözcük ‘sevi’
Trende unutulmuş eşyalar gibi
Sözcük vardır durup dururken
Kendini şaire teslim eden
Sözcük vardır çırpınır dilucunda
Kanadı bereli bir kuş gibi
İyi gün dostu sözcükler vardır
Ararsınız bir ömür boyu
Kapısından döneriniz eliboş, mahzun
Manilerin, türkülerin, sokak adlarının
O gelir bulur sizi çatkapı birgün.

Tuna’da Akşam – Hale Koray

– admin

Beni bir konçerto vurdu balam
Ayışığında, güzün
Sular yürüdü Tuna`da
Karşı kıyıda biri güldü
Yaralı ceylan bakışıyla
tüyleri ıslak
İnsandı, güzeldi gözleri
kan gibi ılık
Yaşamaya çağrı doluydu

Sonra zaman durdu
Kesişti bakışlar, gülüşler, eller
Herkes kendi sireni oldu
İnsanlar insan insan soluyordu
Gülüşler insan insan gülüyordu
Değdikçe gotik çan sesleri
Yalnızlıkları
yerle bir ediyordu
Tuna da ay ışıyordu

Sonra erken doğdu sabah
Uyandı hayat, tıfıl, sevdalı mahmur
Gerindi tarlalar güneşe doğru
O tarlalar bilmemki neden yurdumdu
Çitsiz, sınırsız
Alabildiğine herkesin
Kıyasıya ortak
Buğdaydan sonra mısır
Mısırdan sonra yulaf
Yulafdan sonra burçak.

Yaşamak ve Ölmek Üstüne Konuşmalar – Hale Koray

– admin

Sen uzun yol savaşçısı, işte karmakarışık
Saçların vapur dumanları gibi kırçıl
bakışların işte şimdiye kadar
görmediğim ışımalarla bir kara bir ela

Tutup ellerinden seni daha şefkatli iklimlere
taşımak istiyorum
Oturmanı anaç toprağa saygıyla,
Alev rengi atlara koşulu altın arabasına Apollo’nun
binişini gizli tapınağına doğru umudun
yavaş yavaş silinerek
bulutlarda yitişini seyretmek istiyorum
Biliyorum,
bilmiyorsun
Yaşamak aşmaktır cüce tutkularını gündeliğin
Soyunmak bukağısından tekdüzeliğin
Doruğa ulaşmak, eteklerde koyup sıradanı
Bir isyan, sonsuza doğrultmuş silahını
Bir akış, sessiz akan nehirler gibi kemiren yatağını
hiçe sayarak zamanı

Bil ki değilidir, hiç değildir yaşamak
yalnızca solumak,
dolaştırmak gövdede kanı

Ölümse ayrı fasıl
Kol geziyor soluğu arka sokaklarında ruhumuzun
Soylu ve aykırı inceliklerle donanmış
Kanatlı bir öfke, alnına konmuştu bir akşamüstü oğlumuzun

İnan bana sevdiğim
Bir barış güvercini de ölebilir sırasında
İkindi namazında ya da
bir sabah tan atarken ufukta
gün ortasında
öğle yemeği için kurulmuş olabilir sofralar

Ak telekleri saçılır ayaklarımıza
Hıçkırıklar çözülür ipek kanatlarından
ve birdenbire nasılsa
öbür kuşlardan kalmaz hiç farkı.

Yorgun – Hale Koray

– admin

Günleri canevimde kayıtlı
Tarihleri kalmaz aklımda
Tufandan bu yana nice savaş,
Nice kıyım, nice salgın, nice kıtlık
Acıyı takınmış yüzlerle eş dost
Nice gömü törenlerinde toplaştık

Mermeri aşınmış şadırvanlar gibi
Yoruldu belleğim
Belleğim, uçurtması çözük bir çocuk
Menzile varamayan yolcusu sonsuzluğun
Fakat yüreğim,
henüz onsekizinde
Çehizi dürülü utangaç kızı
Umudun.

Birisi – Nahit Ulvi Akgün

– admin

Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden.
Dalıveriyoruz arada bir.
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki,
Gülüşerek başlıyoruz söze.

Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek.
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda,
Senin gözlerinde ışıldıyor,
Benim dilimin ucunda.

Dalgınlık – Nahit Ulvi Akgün

– admin

Bir pencere açıldı kitabımın sayfasında
El sallayarak sen göründün,
Satırlar takım takım evinin önünde
Ne güzel bu küçük askerler…
Fakat kayboluyorsun pencereden
Şimdi ağlıyor bütün harfler…

Sonra birden beliriyorsun
Elinde nakışlı mendilin, gülümsüyorsun
Ve başlıyorsun konuşmağa
Sesin ağlamaklı,
Sesin yumuşak,
Anlattıklarına karışıyor kitabın anlattıkları..