Nazım Hikmet’in edebi kişiliği

etiketler)

Gözleri Siyah Kadın – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

GÖZLERİ SİYAH KADIN

Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki
Çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben
Koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken
Bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim
Ömrümü bir yudumda ellerinden içerim
Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki.

         “Gözleri Siyah Kadın”, Nazım Hikmet’in 15 yaşındayken ilk  sevgilisi Sabiha için yazdığı bir şiirdir. Sabiha Nazım’dan yaşça büyük bir hanımdı ve aşkları fazla uzun sürmedi.

Arama Kelimeleri:


O Mavi Gözlü Bir Devdi – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

O MAVİ GÖZLÜ BİR DEVDİ

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..

Nazım Hikmet ” O Mavi Gözlü Bir Devdi” şiirini, ilk eşi Nüzhet Hanım için yazmıştır.
Nüzhet Hanım ve Nazım Hikmet komşu çocuklarıdır, çocuklukları birlikte geçmiştir. 1921′de Mokova’da Rus kanunlarına göre evlenirler. Daha sonra Nüzhet Hanım hastalanır ve eşini terk ederek Bakü’ye ablasının yanına gider. Hastalığı oldukça uzun sürmüştür. 1923′de cumhuriyet ilan edilince ailece İstanbul’a geri dönerler. Hastalığı ilerleyince Macaristan-Çekoslovakya arasındaki bir senatoryuma gönderilir. 1924′de İstanbul’a döner ve bu sırada ikinci eşi Servet Bey’le tanışır. Bu sırada Nazım Rusya’dan döner. Nüzhet Hanım  Nazım’ın annesi ve halasının kendisine olan soğuk davranışları ve evliliklerini devamlı eleştirmeleri nedeniyle  boşanmak ister. Nazım evliliğini bitirmek istemez ve diretir. Nitekim bir süre sonra ayrılırlar.
Nüzhet Hanım, Nazım’dan ayrıldıktan sonra Servet Bey’le evlenir ve 2 kızları olur.
Nüzhet Hanım; Almanca, Fransızca ve Rusça bilirdi. Son derece kibar ve kültürlü bir kadındı. Son görevi Ankara Kız Lisesi Fransızca öğretmenliğiydi. 9 Ekim 1989′da Ankara’da vefat etti. 
(Nazım Hikmet bu şiirin yalnızca son kıtasını Piraye için yazmıştır.
 

Arama Kelimeleri:


Piraye İçin – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

PİRAYE İÇİN

Ne güzel şey hatırlamak seni;
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının…
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti…
Parmaklarının ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık…

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek:
filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya…

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine:
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipek dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım…

Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

     ”Piraye için”, Nazım Hikmet’in eşi Piraye’ye yazdığı şiirlerden sadece bir tanesidir. 20 yıllık beraberliklerinin yaklaşık 14 yılını Nazım hapiste geçirmiştir. Yalnızca birkaç yıl birlikte olabilmişlerdir. O da baskılar, duruşmalar, izlenmeler eşliğinde…
Piraye, Nazım Hikmet’in hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Şairin ilham kaynağı, rehberi olmuştur. Nazım, içeride yazdığı şiirleri Pirayesine gönderirdi ve görüşlerini belirtmesini isterdi. Piraye Nazım için çok iyi bir eleştirmendi ve onun görüşlerine son derece önem verirdi. “Benden uzak, fakat yeryüzünün en akıllı ve en büyük kadınına yakın yaşadım. Beni adam eden, beni insan eden kadının tesiri yaratıcıdır.” Demiştir Nazım eşine bir mektubunda. Piraye’nin, Nazıma yazdığı mektuplar o kadar şiirseldi ki, şair şiirlerini bu mektuplardan esinlenerek yazardı.
Piraye Nazım’ı sevdikten sonra, onun tüm çilelerine ortak olmuş ve bundan hiç şikayet etmemiştir. Aksine büyük bir şevkat, sevgi ve bağlılık göstermiştir eşine. Hatta şair bir mektubunda; ” Sana yazarken öyle içli bir çocuk oluyorum ki mütemadiyen nazlanmak istiyorum.” Demiştir Pirayesine.
Nazım Hikmet, Yaşar Kemal’le sohbetlerinde de eşi pirayeden söz ederken; “Yarısıdır bütün yaşamımın; temelidir şiirimin.” Demiştir. Piraye Nazım için o denli önemlidir ki, edebiyatımızın en önemli eserlerinden biri olan Memleketimden İnsan Manzaraları’nı eşi Piraye’ye ithaf etmiştir.
Nâzım Hikmet, cezaevindeki ilk yıllarında Piraye’ye mektup yazmaya başladığında ceviz ağacından büyük bir tahta sandık yapmış, bu sandığın üzerine “P” ve “N” harflerini kazımış,
ve sandığı Piraye’ye göndermiştir. “Sana yazdığım mektupları bu sandıkta sakla” demiştir. Yüzlerce mektup bugün hâlâ Piraye’nin evinde o sandığın içinde duruyor.
Piraye, Nazım hikmet’ten ayrıldıktan sonra bile onu çok sevmiş ve hiç evlenmemiştir.

Arama Kelimeleri:


Bir Gemici Türküsü – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

BİR GEMİCİ TÜRKÜSÜ

Rüzgâr,
yıldızlar
ve su.
Bir Afrika rüyasının uykusu
düşmüş dalgalara.
Işıltılı, kara
bir yelken gibi ince
direğinde geminin.
Geçmekteyiz içinden
bir sayısız
bir uçsuz bucaksız yıldızlar âleminin.

Yıldızlar
rüzgâr
ve su.
Başüstünde bir gemici korosu
su gibi, rüzgâr gibi, yıldızlar gibi bir türkü söylüyor,
yıldızlar gibi
rüzgâr gibi
su gibi bir türkü.
Bu türkü diyor ki, «Korkumuz yok!
İnmedi bir gün bile gözlerimize
bir kış akşamı gibi karanlığı korkunun.»
Bu türkü
diyor ki,
«Bir gülüşün ateşiyle yakmasını biliriz
ölümün önünde sigaramızı.»
Bu türkü
diyor ki,
«Çizmişiz rotamızı
dostların alkışlarıyla değil
gıcırtısıyla düşmanın
dişlerinin.»
Bu türkü diyor ki, «Dövüşmek..»
Bu türkü diyor ki, «Işıklı büyük
ışıklı geniş ve sınırsız bir limana
dümen suyumuzda sürüklemek denizi..»
Bu türkü diyor ki, «Yıldızlar
rüzgâr
ve su…»

Başüstünde bir gemici korosu
bir türkü söylüyor;
yıldızlar gibi
rüzgâr gibi,
su gibi bir türkü..

“Bir Gemici Türküsü”, Nazım Hikmet’in 1932 yılında yayımlanan “Benerci Kendini Niçin Öldürdü” adlı kitabında yer alan bir şiiridir.

Arama Kelimeleri:


Bir Fotoğrafa – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

BİR FOTOĞRAFA

Karşımdasın işte…
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi…

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.

Demiştim sana hatırlarsan:
“Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,
‘zamanla bırakmamak’tir..”
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim… 

Arama Kelimeleri:


Aşk Mönüsü – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

AŞK MÖNÜSÜ

Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin
sen ülkemin yaz geceleri gibisin
saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında
beni unutma
ah! saklı gülüm
sen hem zor hem güzelsin
şiirlerimin ılıklığında açılmalısın
sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi
sen memleketim kadar güzelsin
ve güzel kal