Nazım Hikmet’in şiir üslubu

etiketler)

Davet – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

DAVET

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim….

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim…

Nazım Hikmet (1901 – 1963 ); Yazdığı şiirler yüzünden yıllarca hapis yatan, ülkesinden kaçmak zorunda bırakılan ve vatan hasreti çekerek Moskova’da hayata veda eden bir şair…
Ülkesinde hep yargılandı, eserleri hep suç unsuru oldu ve yayımlatma fırsatı bulamadı. 1951′de askerlikten kaçtığı için bakanlar kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarıldı. 1952′de polonya vatandaşlığına alındı. 1962 yılında da Nazım hikmet’e Sovyetlerbirliği pasaportu verildi. 58 yıl aradan sonra 06.01.2009′da Nazım hikmet tekrar T.C. vatandaşlığına alındı.

Arama Kelimeleri:


Memleketimden İnsan Manzaraları 1 – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI – 1

Haydarpaşa garında
1941 baharında
saat on beş.
Merdivenlerin üstünde güneş
yorgunluk ve telâş
Bir adam
merdivenlerde duruyor
bir şeyler düşünerek.
Zayıf.
Korkak.
Burnu sivri ve uzun
yanaklarının üstü çopur.
Merdivenlerdeki adam
-Galip Usta-
tuhaf şeyler düşünmekle
meşhurdur:
“Kâat helvası yesem her gün” diye düşündü
5 yaşında.
“Mektebe gitsem” diye düşündü
10 yaşında.
“Babamın bıçakçı dükkânından
Akşam ezanından önce çıksam” diye düşündü
11 yaşında.
“Sarı iskarpinlerim olsa
kızlar bana baksalar” diye düşündü
15 yaşında.
“Babam neden kapattı dükkânını?”
Ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına”
diye düşündü
16 yaşında.
“Gündeliğim artar mı?” diye düşündü
20 yaşında.
“Babam ellisinde öldü,
ben de böyle tez mi öleceğim?”
diye düşündü
21 yaşındayken.
“İşsiz kalırsam” diye düşündü
22 yaşında.
“İşsiz kalırsam” diye düşündü
23 yaşında.
“İşsiz kalırsam” diye düşündü
24 yaşında.
Ve zaman zaman işsiz kalarak
“İşsiz kalırsam” diye düşündü
50 yaşına kadar.
51 yaşında “İhtiyarladım” dedi,
“babamdan bir yıl fazla yaşadım.”
Şimdi 52 yaşındadır.
İşsizdir.
Şimdi merdivenlerde durup
kaptırmış kafasını
düşüncelerin en tuhafına:
“Kaç yaşında öleceğim?
Ölürken üzerimde yorganım olacak mı?”
diye düşünüyor.
Burnu sivri ve uzun.
Yanaklarının üstü çopur.

Denizde balık kokusuyla
Döşemelerde tahtakurularıyla gelir
Haydarpaşa garında bahar
Sepetler ve heybeler
merdivenlerden inip
merdivenlerden çıkıp

merdivenlerde duruyorlar.

Nazım Hikmet’in, eşi Piraye’ye ithaf ettiği “Memleketimden İnsan Manzaraları”, 2. meşrutiyetten 2. Dünya Savaşı (1908 – 1945) sonrasına kadar çok geniş bir zaman dilimini kapsıyor. Nazım,  Anadolu’nun gerçeklerini, işçisini, çiftçisini, köylüsünü, kahramanlarını ve biraz da kendi yaşam öyküsünü bu kitapta destanlaştırmıştır. Düzyazı, şiir, senaryo tekniklerinin iç içe kullanıldığı Memleketimden İnsan Manzaraları, şiir, roman, öykü, oyun, senaryo, destan olmayan ve hepsini içeren yeni bir türün habercisi olmuştur. Nazım Hikmet eseriyle ilgili şunları söylüyor;

- İstiyorum ki okuyucu 12,000 mısrayı bitirdikten sonra vıcık vıcık insan kaynaşan bir mahşerden geçmiş olsun,
- İstiyorum ki bu insan mahşerinin konkre ifadesi okuyucuyla muayyen bir devirdeki, muhtelif sınıflara mensup Türkiye insanları vasıtasıyla Türkiye’nin muayyen bir tarihi devredeki sosyal durumunu anlatsın,
- İstiyorum ki ikinci planda, Türkiye cemiyetini çevreleyen dünya durum muayyen bir devrede- anlaşılsın,
- İstiyorum ki -nereden gelip, nerede olduğunu, nereye gidildiği? sualine, sahamın içinde azamî imkânlarla cevap verilsin

Arama Kelimeleri:


Mektup 2 – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

( Piraye için yazılmış saat şiirleri )
MEKTUP 2

Bir akşamüstü
oturup
hapisane kapısında
rubailer okuduk Gazalî’den:
‘Gece:
büyük lâciverdî bahçe.
Altın pırıltılarla devranı rakkaselerin.
Ve tahta kutularda upuzun yatan ölüler.

Bir gün eğer,
benden uzak,
karanlık bir yağmur gibi,
canını sıkarsa yaşamak
tekrar Gazalî’yi oku.
Ve Pîrâyende’m benim,
ben eminim
sen sadece merhamet duyacaksın
ölümün karşısında onun
ümitsiz yalnızlığı
ve muhteşem korkusuna.

Bir akar su getirsin Gazalî’yi sana:
‘- Toprak bir kâsedir
çömlekçinin rafında tâcidar,
ve zafer yazıları
yıkılmış duvarlarında Keyhüsrevin…’

Birikip sıçramalar.
Soğuk
sıcak
serin.

Ve büyük lâciverdi bahçede
başsız ve sonsuz
ve durup dinlenmeden
devranı rakkaselerin…

Bilmiyorum, neden
aklımda hep
ilkönce senden duyduğum
Çankırılı bir cümle var:
‘Pamukladı mıydı kavaklar
kiraz gelir ardından.’
Kavaklar pamukluyor Gazalî’de,
fakat
görmüyor, üstat,
kirazın geldiğini.
Ölüme ibadeti bundandır.

Şeker Ali yukarda, koğuşta bağlama çalıyor.
Akşam.
Dışarda çocuklar bağrışıyorlar.
Çeşmeden akıyor su.
Ve jandarma karakolunun ışığında
akasyalara bağlı üç kurt yavrusu.
Açıldı demirlerin dışında
büyük, lâciverdî bahçem.
A s l o l a n h a y a t t ı r…

Beni unutma Hatçem…

 

Vera ya – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

VERA YA

moskova’nın 110 kilometre doğusunda
oka ırmağından öğrendim gümüş türküsünü ırmakların
durup dinlemeden akıp gitmenin ululuğunu
ırmak gemilerinden suya düşen ışıkların çağrısını uzaklara
oka ırmağından öğrendim hasretlerinin dalgın deliliğini.
yaz geceler oka ırmağı
ince kumları ve sedefleriyle
ak bir kadını yıkayarak
aktı odamda kalın kütüklerin arasından
yaz geceleri düşmedi dallarından zamanların yaprakları
gitmeden gittim adını hala bilmediğim topraklara

“Vera ya”, Nazım’ın 16 Temmuz 1960 yılında son eşi Vera için yazdığı bir şiirdir.
Nazım’ın eşi Vera’ya son vasiyeti; çok özlediği, hasret kaldığı memleketini gidip görmesi olmuştur. O’da, 9. TÜYAP Kitap Fuarı dolayısıyla bir Yayınevinin konuğu olarak on günlüğüne İstanbul’a geldi. Nâzım’ın hasretimin şehri dediği İstanbul’a ilk gelişiydi bu Vera’nın. Vera İstanbul’da bir muhabirle yaptığı röportajında; Eşinin ülkesini ne denli sevdiğini ve özlediğini, kendisene de Türkiye sevgisini nasıl aşıladığını şöyle anlatıyor;
“Nâzım beni Türkleştirdi bir anlamda.  Hâlâ evimde Türk yemekleri pişer. Bana Türk edebiyatı ile ilgili birçok şeyi açıkladı, anlattı. Onları bana sevdirdi.
Çünkü Nâzım Türkiye ile ilgili ne bulsa toplar getirir, bana anlatırdı. Bunun için çok yakından tanıyorum birçok şeyi. O, sürekli Türkiye yi aradı, tabii onunla birlikte ben de… “

Arama Kelimeleri:


Vera İçin – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

VERA İÇİN

Bir ağaç var içimde
fidesini getirmişim güneşten.
Salınır yaprakları ateş balıkları gibi
yemişleri kuşlar gibi ötüşür.

Yolcular füzelerden
çoktan indi içimdeki yıldıza.
Düşümde işittiğim dille konuşuyorlar,
komuta, böbürlenme, yalvarıp yakarma yok.

İçimde ak bir yol var.
Karıncalar buğday taneleriyle
bayram çığlıklarıyla kamyonlar gelir geçer
ama yasak, geçemez cenaze arabası

İçimde mis kokulu
kızıl bir gül gibi duruyor zaman.
Ama bugün cumaymış, yarın cumartesiymiş,
çoğum gitmiş de azım kalmış, umurumda değil

“Vera İçin”, Nazım Hikmet’in son eşi Vera Tulyakova Hikmet’e yazdığı şiirlerden birisidir.

Arama Kelimeleri:


Vera’ya – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

VERA’YA

Gelsene dedi bana,
Kalsana dedi bana,
Gülsene dedi bana,
Ölsene dedi bana,
Geldim,
Kaldım,
Güldüm,
Öldüm.
oldu.

 ”Vera’ya”, Nazım Hikmet’in son şiiri olup, eşi Vera Tulyakova Hikmet’e yazdığı bir şiirdir.   
Vera Tulyakova Hikmet, Nazım Hikmet’in 1960 ‘da Moskova’da evlendiği son eşidir. Nazım, eşi Vera’ya bir çok şiir yazmıştır.
Vera Tulyakova, 1932 yılında Moskova’da doğdu. Sinema Enstitüsü Senaryo Bölümü’nü bitirdi. Daha sonra sinema stüdyosunda canlandırma film bölümünde redaktör olarak çalıştı. Nazım Hikmet’le evlendikten sonra Ajans Novosti’de muhabir olarak görev aldı. Nazım’la beraber “İki İnatçı” adlı tiyatro oyununu yazdı ve bir çok TV filminin yapımında bulundu.
Vera, Nazım’la tanıştığında evliydi ve bir kızı vardı. Nazım için eşinden ayrıldı. Nazım’da Vera’yla evlenebilmek için, sekiz yıldır birlikte olduğu Dr. Galina’ya Mokovada’ki aparman dairesi dışında, sahip oldu herşeyi noter huzurunda devretti.
Nazım’la Vera’nın tanışmaları, bir belgesel için Vera’nın Nazım’a telefon ederek evine gitmesiyle olmuştur.
Nazım’ın Vera’ya son vasiyeti, çok sevdiği ve özlediği memleketini gidip görmesi olmuştur.Vera Moskova’da küçük bir Anadolu evi gibi döşediği, duvarlarında Nazım’ın resimlerinin asılı olduğu evinde yaşamını sürdürmüştür. Vera öldüğünde Nazım’ın mezarının bulunduğu Novadevici Mezarlığı’nda yer olmadığından, bedeni yakılarak külleri Nazım’ın yanına gömülmüştür.

Arama Kelimeleri:


Kara Kuvvet – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

KARA KUVVET

Asırlar vardır ki, bu memleketin
En sade, en temiz gönüllerine,
Göklerin ezeli ruhu yerine,
Zulmeti siniyor kara kuvvetin.

Asırlardan beri bu kara kuvvet,
Bir yara ki ruhumuzda kanıyor,
Susuz bir kurt gibi homurdanıyor,
Bir nura koşuyorsa eğer memleket.

Bu kara kuvvetin elleri
Böyle sarılırken boğazımıza,
Gönüllerimizde biz bu hırsıza,
Hala veriyoruz en kutsi yeri,
Nankördür imanlı gönüller bütün,
Şükranla secdeye varmazsa eğer,
Gençliğin nurunu çalan bu eller,
Hırsız eli gibi kesildiği gün!

Nazım, toplumuna karşı sorumluluk duygusu taşıyan bir kişi olarak, Anadolu’ya geçtiği zaman Spartaküslerle karşılaşır. Onların düşüncelerinden etkilenir. Toplum sorunlarının yalnız savaş, tutsaklık olmadığını kavramaya çalışır. Bolu’ya öğretmen olarak atandığı zaman Anadolu’nun bütün geriliğini, açlığını, insanların bilinçsizliğini görür. Bundan derin bir acı duyar ve 1921′de “Kara Kuvvet” şiirini yazar.
Bu şiir düzeni, koşuk biçimlerinden sarmal uyakla yazılmıştır. Ölçüsü hecedir. Sesi ulusal yazının sesidir.
Bilgisizliğin toplumun gelişmesine engel olduğunu anlatır. İçerik bakımından şiire yeni bir boyut getirir. Gericiliğin  yeni her düşünceyi boğmaya, yok etmeye çalıştığını belirtir.

Arama Kelimeleri:


Aldığım Bir Mektup – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

ALDIĞIM BİR MEKTUP

1337 Mart Ankara

Dün gece mektup aldım bir felakete dair
Siyah satırlarında şöyle yazılı:
“Şair!
Bilmiyoruz nereden başlamalı biz söze
Kara bir hançer gibi zavallı gönlümüze
Saplanan son acıyı sen de duyuyor musun?
Yoksa hülyalarınla hálá uyuyor musun?
Boşluklara atılan ruhumuza bu bir sır:
Bilmiyoruz gönüller bu kadar yakın mıdır?
Dileriz derdimizi avutmasın seneler
Bize son vazifeni yapmış olursun eğer
Zavallı gönlümüzde bu derin mátemi sen
Rüba Beyin sesiyle ebedileştirirsen…
Ah bir hale düştük ki duysa káinat ağlar
Hem bir kardeş kaybettik, hem çok sevgili bir yár
Biz gurbette ağlarken o da gurbette öldü
Biz gurbete gömüldük, o toprağa gömüldü…
Şimdi o uzaklarda, çok uzaklarda bizden!
Hayaline ağlayan yorgun gözlerimizden
Yüzü rüyalardaki yüzler gibi kayboldu.
Zaten o bir çiçekti bir çiçek gibi soldu
Bir bahçeye gitti ki açılmaz çiçekleri
Kahpe felek kendini bildiği günden beri
Gökler zulümleriyle bu kadar alçalmadı.
Artık güzelliklere imanımız kalmadı.
Hiçbir ümidimiz yok hiçbir gayemiz de
Şair? Fani neşeyi artık arama bizde
Şimdi biz bir hayale ağlarız için için
Tesellisi olmayan gönüllerimiz için
Sade ona kavuşmak tesellidir diyoruz
Ona kavuşmak için ölümü bekliyoruz

“Aldığım Bir Mektup” şiiri, Nazım’ın hiç bir kitabında yayımlanmamış bir şiirdir.

Gözlerimiz – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

GÖZLERİMİZ

Gözlerimiz
şeffaf
temiz
damlalardır.
Her damlada
demire can veren dehamızın
bir küçücük
zerresi vardır..

Şeffaf
temiz
damlalarıyla gözlerimiz
bir umman içinde o kadar birleşti ki,
kaynıyan suda buzu
nasıl eritirsiniz,
işte biz de
birbirimizde
öyle kaybolduk.
Yükseldi gözlerimizin şaheseri
demire can veren dehayı bulduk.

Şeffaf
temiz
damlalarıyla gözlerimiz,
bir umman içinde birleşmeseydi eğer,
her zerre
dağılsaydı başka bir yere,
dinamolarla türbinleri çiftleştirerek,
çelik dağları suda kof bir kelek gibi döndüremezdik..
Ve gözlerimizi yakan
gecenin ateşini
şamasız kibrit gibi söndüremezdik

  Bu şiir, Nazım’ın 1922′de yazdığı ve kitaplarına girmemiş olan bir şiiridir.

Nazım Hikmet (1901 – 1963 ); Yazdığı şiirler yüzünden yıllarca hapis yatan, ülkesinden kaçmak zorunda bırakılan ve vatan hasreti çekerek Moskova’da hayata veda eden bir şair…
Ülkesinde hep yargılandı, eserleri hep suç unsuru oldu ve yayımlatma fırsatı bulamadı. 1951′de askerlikten kaçtığı için bakanlar kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarıldı. 1952′de polonya vatandaşlığına alındı. 1962 yılında da Nazım hikmet’e Sovyetlerbirliği pasaportu verildi. 58 yıl aradan sonra 06.01.2009′da Nazım hikmet tekrar T.C. vatandaşlığına alındı.

Arama Kelimeleri:


Vasiyet – Nazım Hikmet RAN

– QaOs

VASİYET

Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni.

Hasan beyin vurdurduğu
ırgat Osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar orta malı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.

Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

Ama bu türküleri söylemişim ben
daha onlar düzülmeden,
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.

Benim sessiz komşulara gelince,
şehit Ayşe’yle ırgat Osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi de görünüyor -
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani…

Nazım Hikmet (1901 – 1963 ); Yazdığı şiirler yüzünden yıllarca hapis yatan, ülkesinden kaçmak zorunda bırakılan ve vatan hasreti çekerek Moskova’da hayata veda eden bir şair…
Ülkesinde hep yargılandı, eserleri hep suç unsuru oldu ve yayımlatma fırsatı bulamadı. 1951′de askerlikten kaçtığı için bakanlar kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarıldı. 1952′de polonya vatandaşlığına alındı. 1962 yılında da Nazım hikmet’e Sovyetlerbirliği pasaportu verildi. 58 yıl aradan sonra 06.01.2009′da Nazım Hikmet tekrar T.C. vatandaşlığına alındı.

Arama Kelimeleri: